Vatan Şaşkını

Ben, daha evimdeyken katile kucak açtım,

Ben daha evimdeyken annemin sıcak kucağından kaçtım

Soğuttular katil sinekler annemin kucağını

Nefes alamaz soğuyan hiçbir can, bunu evimdeyken anladım

Son dersiydi bu bana, sıcak kucaklı şefkat abidesinin

Babam ise hayali bir gülümsemeyle hafızamda durur

Babam… Annemden önce soğuyan babam

Evim yokmuş dediler,adına akraba denilen insanlar beni evimden alıp,

Mermi seslerinden ve geceyi aydınlatan ateş toplarından sıyırarak

Kaçırdılar başka diyarlara, dilleri ve yüzleri tuhaf olan insanların diyarına

Kimi gülümsedi kimi başımı okşadı, kimi ekmeğini üleşti

Ekmeğin günde üç defa yenildiğine burada şahit oldum

Kimisi kaş çattı bana , kimi beni sırtanda bir yük gördü yahut kambur

Çocukları hep zayıf bilirdim bu diyardan önce.

En çok sokaklar sahiplendi beni, çelimsiz bedenimi hep buraya ait hissettim

Vatanından kaçmış her insan çelimsizdir ve sokaklara aittir.

Korkuya gelince, ondan muzdarip değilim

Korku ki ömürlük yatıya gelmiş misafirdi bizim için

Onsuz nasıl yaşanırdı hatırlamıyorum bile

Ben bir kuru ekmek bulduğunda  dünyası neşe dolan Suriyeli bir çocuğum

Yaşım yedi, gövdem çelimsiz ancak ruhum, annem ve babam gibi dimdik ve yaşlı.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

SONUN BAŞINA

Sarp bir patika ve yalnız başına yürüyen ölüler,

Yardım eyleyemez hiçbir nefes, kesif bir kokuya sahiptirler ancak yaşayanlar bilemez.

Nereye bu amansız gidiş? Yol çok mu uzak? Ve kime?

Nefes alanlar sezerler ancak bilemezler.

Yol bir dosta mı çıkar?  Yoksa celladın ilmiğine mi?

Yoksa bir boşluk mudur yolun sonu? Yahut hiçlik?

Bu sorular nefes alanlara aittir, yolcular sormazlar, sorgulamazlar

Anne karnından başlayıp, nefesi yok sayan bir sondan sonra başlar yol,

Anne tanımaz yolcu, dost düşman bilmez,

Kendi ve yolu vardır yolcunun.

Nefes alanlar, yolcuyu yolun başına götürüler,

Bir asker uğurlaması edasıyla omuzlarda taşınır yolcu,

Herkesin gözü yolcudadır.

Nefes alanların çoğu kendini şanslı sayarlar,

Kimi gözyaşı döker yolcuya bakarak,

Kimi nefes aldığına şans gözüyle bakar.

Yolcu terkedildiği kuyuda gözlerini açtığında,

Kendini Yusuf yalnızlığında bulur.

Kardeşler gitmiş, kuyu yolcuya yol olmuştu.

Sarp patikanın nihayet bulması yolcu için,

Tüm amacın gerçekleşmesi demekti.

Yol yolcudan ayrılıp kaderine yeni yolcular eklerken

Yolcu, dinmeyen yorgunluğun bir sonu için

Yolun sonuna ümit ile bakar.

Abdulkadir IŞIK

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Hissizleşme

Daha kaç gece uykusuz kalabilirim? Diye düşündü erkek.Sonra kendi kendine cevap verdi “şiir olduğu müddetçe her gece”..

Mevsim geçişleri dahi sancılı bir süreçken
İnsanın insandan geçmesi,
Sancıların en şiddetlisi,en acı vereni
İnsanı şizofreni düşüncelere sevk eden,
Aklın beyinle,bedenin ruhla bağını koparan,
Her dem kirpikleri gözyaşıyla sulayan,
Yüzyıllık yorgunluğa büründüren
Azgın bir doğum halidir.

Şu yirmibirinci yüzyıl insanları yok mu?
Kendilerini uğraştan kurtaracak robotlar yaparken
Kendilerinden esindikleri robotları düşlerken
Yaratıcıdan kopya ettikleri ancak
Giderek kopyalarının duygusuzluğuna büründüler
Gözyaşı yok,bozulan telefon var
Gülmek yok,yeni alınmış araba var
Merhamet yok,hediye edilmiş bilgisayar var
Aşk yok,gelip giden insanlar var

Geçip giden hayata kimler dikkat kesilmiş
İnsanın insandan geçmesini kimler ölüm sayıyor
Kimler geceleri ağlıyor,kimler ağız dolusu gülüyor
Kimler annesiz bir çocuğun gözlerine merhametle bakıyor
Kimler aşk için kendinden geçiyor
Cevabın ben ise evet o sensin
Merhaba insan
Abdulkadir IŞIK

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

KUTLU BİR HABER;ÇANAKKALE

Çanakkale Mehmet Akif’in gözünde, asırlarca İslamiyet dinine hizmet etmiş bir milletin, din, namus, şerefleri için son kale dediği ve bu uğurda binlerce fidanını hiç düşünmeden ölmeye gönderdiği yerdir. Çanakkale vatanın tamamıdır ve bunun yanında köklü geçmişimizin, şerefli tarihimizin gelecek nesle bıraktığı bayrak borcunun kanla ödendiği yerdir. Yedi düvele meydan okuduğumuz ve milli birlik içinde, Türkü,  Arabı, Lazı, Kürdü, Çerkezi ve Rumu ve Ermenisi dâhil olmak üzere şerefle savunduğumuz son topraktır. Çanakkale Mehmet Akif’in gözünde, anamızın başörtüsü, bacımızın çeyizi, minareden yükselen ezan, her gün inançla okunan Kuran, İslam adına Allah’ın izin vermesiyle, babanın oğluyla karşı karşıya geldiği Bedir demekti. Masum, inanmış bir kalp ve teslimiyetin en üst noktasıydı. Bir kaç dakika sonra öleceğini bile bile Allah nidasıyla koşan askerin teslim olmuş kalbi ve inanmış aklıydı.

Çanakkale, adına türküler yazılan ve minarede ki sedanın susmaması adına binlerce fidanımızı vatan borcu deyip de gönderdiğimiz ve onlardan sonra gelen nesillerin bu fidanlara borçlu kaldığı vatan savunmasıdır. Çanakkale de ki savaşan ve şehit olan her asker izzetli ve inançlıdır. Tek ikballeri vardır o da bu vatan topraklarına ecnebinin ayak basmamasıdır buna geçit vermemek içinde vatanları ve düşmanları arasında tek bir perde örülebilirdi onu da kanlarıyla örmüşlerdir. Zaman o Mehmetçiğe pek gülmemiştir, güzellikler getirmemiştir dünyada. Bir savaş vaktinin ortasında dünyaya gelmiş ve gençliğe erişmişlerdir. Gelecek onlar için belirsiz, dipsiz bir kuyudur. İşte böyle bir zamanda Çanakkale’ye dayanmak üzere olan düşman Mehmetçiği uykusunda eder ve cepheye revan olurlar. Artık geçmişte, gelecekte, an da onlar için Çanakkale’dir. Onlar canlarını verirken anları tarih olacak ve tüm dünyaya inanmışlık dersi verecek bir nesil olacaklardır. Asımın neslidir onlar, namuslarını dinlerini ve dahi vatanlarını hiç kimseye çiğnetmemek adına kanlarını bu uğurda feda etmişlerdir. Yılardır, şanlı milletin, dünya siyasetine yön verir durumdan, makûs giden talihle gerilemesine ve Çanakkale’ye kadar dayanmış düşmana dur diyecek tek bir ruh vardı, o da inanmış askerin ,dünyadan vazgeçip uhrevi hayatı seçen, geriye bakmayı utanç sayan, dönmeyi düşünmeyen inanmış ruhudur. Peygamberin duasıyla anılmayı hak eden, Bedir de ki inanmış ashap ile bir tutulan askerin Çanakkale de yazdığı destan, Mehmet Akif’i  Necid çöllerinde gözyaşına boğmuş ve secdeye vardığı vakit Çanakkale destanını yazarak o kutlu ve şerefli askere armağan etmiştir. Mevsimlerin değiştiği yerde gecenin en soğuk anında yıldızlar ağlamıştı Mehmetçiğe. Çanakkale ruhu işte bu zamanda meydana gelmiş ve bastığımız her yerin toprak diyerek geçilmeyeceğini işte bu zaman adına öğrenmiştik. O gün Çanakkale de ölümler ölümlere ulanmaktaydı. Siperlerinde tek mermi atmadan yağan bombayla şehit olan aslan neferlerin, kanlarını aziz milletine hediye ettiği yerdi Çanakkale. Bir tarafta dünyanın bütün güçleri diğer tarafta ise yalnız başına dünyaya meydan okuyan Osmanlı neferi.O gün Çanakkale de ki her bir nefer bir başına bir dünya gibi mağrur, yüce ve heybetliydi. Gelenlerin tamamı bir dünya, karşı da ise sırt sırta vermiş binlerce dünya  vardı. Şehit olan her bir Mehmetçiğin toprağa gömülürken sığmayacağı, taşıp dünyaları aşacağı aşikârdır. Öyle yüce gönüllü neferdiler ki milletleri için kanlarını akıtıp gelecek nesillerden alacaklı olarak göçüp gittiler. Çanakkale vatanın ve milletin tamamıydı. Babanın oğluyla omuz omuza savaştığı yer, komşunun komşusuyla sırt sırta verip uyuduğu yerdi. Siperde, yarı mezar sayılan o toprak parçasında, eline Kuran alıp okuyan askerin, savaşta dahi bırakmayıp kıldığı namazdı. Zengin fakir ayrımı yoktu hepsi birdi, hepsinin adı Mehmet’ti hepsinin baba adı Osmanlıydı ve hepsinin amacı bir, inancı tamdı. Ve bu askerin hayatı nakışsız ve kısaydı, gelecek, onlara minnet borcu olduğunu Mehmet Akif’in dizelerinde buldu. Çanakkale üç şeyle kaimdir; din, namus ve vatan. Bu üç şey Mehmetçiğin şiar edinip, göğsündeki imanını kat kat arttırdığı ve dünya hayatı ile aralarına firkat tohumları ektirdiği imgelerdi. Çanakkale de Mehmetçiğin amentüsü işte bu üç şeydi.

Mehmet Akif Çanakkale savaşında bulunmadı ancak öyle güzel anlattı ki bunu bizlere, adeta sözcüklerden görsel bir metin çıkarmışçasına öğretti. Çanakkale şehitlerine destanı adeta Allah’a yakardığı bir münacattı. Onun gözünde Çanakkale mahşerde bizden hakkını soracak neslin, kanlarını bu vatan ve millet ve din adına adadığı yerdi. Duası mahşerde bu Mehmetçiğin bizi t’an eylememesiydi. Bunu söylerken aslında hedef gösterdiği bizleriz zira bugün her genç her birey Çanakkale’yi okuduktan sonra kendini bu millete borçlu hissetmelidir. Mehmet Akif Çanakkale’nin yalnızca bir cephe savaşı olmadığını bilakis hayati bir öneme haiz vatan mücadelesi olduğunu eşsiz ve inanmış dizelerinde bize göstermektedir. Çanakkale dinleri, vatanları adına canlarını vermekten bir an dahi tereddüt etmeyen askerin, dünya hayatında gördüğü son toprak parçasıdır fakat bu uyuyuş kutlu bir geleceğin müjdecisi, şehitlik mertebesinin habercisidir.

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Geriye giden saat

Saatim bozuk,

Zamanım yenik düştü,çağın alafranga hayatına,

Ben eskidim,eskimiş bir elbiseden farksız,

Dolabında duran fakat kimsenin giymek istemediği,

Ötelenen,unutulan,kimsenin aklına getirmek istemediği,

 

Uzunca bir hayat bahşedilmişti oysaki,

Doğdum ve aklımı zerk ettim başıma,

O vakit ile geçmiş olan gözümü kamaştırdı,

Ölülerle yaşamaktı bu,yaşadığını sananlardan uzak,

Yönetim ve zaferinin sana ait olduğu bir savaş gibi,

 

Değişim diye bir çılgın hastalık çıktı sonra,

Ne kadar eskiysen o kadar ölüsün

Kökünü kendi ellerinle söküp at,

Ve sana vaadedilen o ışıklı hayata merhaba de 

Değişim bu demekti o doyumsuz gözlerinde,

Sahi saat kaç?

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

İsmet Özel-Müna…

İsmet Özel-Münacaat

bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı

ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylâk
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.

vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.

hata yapmak
fırsatını adem’e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.

çeşme var, kurnası murdar
yazgım
kendi avucumda seyretmek kırgın aksimi.

gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da
gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim.
vay beni leylâk kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!
yola madem
çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar, yüzüm eğik giderdim yine
yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
yola devam ederdim.

gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.

oysa bu sürgün yeri, bu pıtraklı diyar
ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde
hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için
kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık
eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
ah, bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız
ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık
gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
bir yakış, bir yanış tasarımı beride
öte yakada benî âdem
her gün küsülü kaldık.

bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni, anladım
gençken almadın canımı, bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
çiğ tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher.

şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?

Yorum bırakın

Ocak 2, 2014 · 11:40 pm

Şairlere Dair

Hepimiz bir şairin dizelerini ezbere biliriz.Dinlediğimiz yahut okuduğumuz vakit bizi olduğumuz yerden alıp başka başka diyarlara götüren dizeler olmuştur.Kimimiz Nazım Hikmet’in dizelerinde sevgilisini,eşini veya vatan sevgisinin bulur kimimiz Necip Fazıl’ın dizelerinde Allah aşkını görür ya da Sakarya Türküsü ile  vatanının yorulmuş topraklarını görür.Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitlerine adlı şiirini okuyup,dinlediğimizde hepimizin yüreği dolar ve vatanımıza olan borcumuzun çok daha fazla olduğunu anlarız.Çoğumuz özlediğimiz aşkı aradık Cemal Süreya,Edip Cansever,Turgut Uyar,Ece Ayhan ve Özdemir Asaf ile.Yunus Emre bir ben var benden içeru dediğinde halk şiirini ilahi aşkla bezemiş bir şairle beraber yaşadık.Mevlana Şems’ine etme! dediği zaman bizde Şems için aynı duayı ettik.Sezai Karakoç Mona dediği zaman hepimiz aşık olduk Mona’ya.Cahit Sıtkı Yaş Otuzbeş dediği zaman hepimiz yaşımızı hesapladık yolun neresinde durduğumuzu anlamaya çalıştık.Annesiz kalanlarımız Aşık Veysel’in Anama dizelerini okuduğunda gözleri doldu ve annesizliğimize ağladık,annesi olanlarımızda daha sıkı sarıldı annesine.Orhan Veli İstanbul’u Dinlerken bizde gözlerimizi kapadık ve nerede olursak olalım İstanbul’u dinlemeye başladık.Ihlamur Çiçek Açtığı Zaman Geleceğim derken Baeaddin Karakoç bizde bekleyenlerimize aynı sözü verdik kavlimize sadık olduğumuzu söyledik.Abdurrahim Karakoç Mihriban dediğinde ise beraber o sarı saçlı Mihriban’ı düşündük.Arif Nihat Asya Bayrak dediği zaman hepimiz aynı bayrağın gölgesine sığındık.Hepimiz Ahmet Haşim’in Merdivenlerini ağır ağır çıktık.Ve daha nice şair,şiir sayabilir ve güzelliklerimizi sunabiliriz.Asıl sorulması gereken şairler nasıl bir ruh hali ve dünya görüşüyle bu dizeleri oluşturmayı başarıyorlar.İşte burada eşsiz kelime haznesinin yanında gönül dünyasının genişliği ortaya çıkıyor.Şairler aslında şiirlerini yazmıyor onlar o şiirleri yaşıyorlar.İyi seneler

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized